This option will reset the home page of HaberKlik.Com restoring closed widgets and categories.

Reset HaberKlik.Com homepage

Demokrasimize mola verelim mi?

Son zamanlarda gördüğüm en matrak reklamlardan birini « Aşkımıza mola vereli mi ? » ile Engin Günaydın gerçekleştirmiş. Demokrasi de aşk gibi, herkese göre değil, bıktırıyor tabi bir zaman sonra.

Deniz Baykal geçenlerde “idamı göze alırsın” diye çıkıştı vatandaşı olduğu ülkenin başbakanına. Engin Günaydın gibi eliyle mola işareti yapıyor CHP, demokrasinin hakemi zannettiği silahlı güçlere yan gözle bakıyor, “mola verelim, bizim takım yorgun!” diyor.

Demokrasimize mola verildiği seferlerden birinde, 1970 model, açık sarı renkli Anadol marka bir arabanın içindeydim. Babamı son görüşümüz olabilirdi o gece yarısı ama biz ablamla gülmekten kırılıyorduk arka koltukta. Zavallı babam ellerini arabanın üzerine dayamış, ensesine doğrultulmuş G3 piyade tüfeğini tutan askerin emirlerini yerine getiriyordu:

Ellerini arabaya yasla, kıpırdama!

Babam denileni yapıyor, tüfeğini omzuna asıyor, boşta kalan elleriyle arama yapmak için vücuduna hızlı hızlı vurarak bel hizasına, oradan da bacak aralarına yöneliyordu. İşte tam bu anda birden aşağıya inen pantolonu babam elleriyle kemerinden yakalayarak olabildiğince yukarı çekiyor, aramayı bırakıp tüfeği babamın ensesine dayıyor, “ellerini arabaya koy, kıpırdama dedim!” diye haykırıyordu.

İzmit körfezini çevreleyen yolun üzerinde bir yerlerdeydik. Yoldaki köylülerden aldığımız kırmızı soğanlar, elle örülmüş hediyelik sepetler, yedek lastiğe kadar bagajda ne varsa boşalmıştı dışarı. Bu “düşen pantolon – sinirli ” sahnesi gözlerimizin önünde defalarca tekrar etti. Annemin korkudan sinirleri bozulmuş tıslayarak gülüyordu, gözlerinden yaş gelmişti. Biz de çocuk aklımızla anneme bakarak gülünecek bir şey var sandığımız için onun gibi yapıyorduk. Ne babam “Kürt tipli” idi ne de annem başörtülüydü… Otomobilimiz bile yerliydi. Yani rejim için tehdit olabilecek bir görüntümüz yoktu. Ama 12 Eylül darbesi yeni yapılmıştı. Askerler tedirgindi. Şehirlerarası yollara kurulan bir “checkpoint” görünce hemen durmak gerekiyordu. 12 Eylül darbesini izleyen günlerde ülkemiz işgal altındaki bir ülkeyi andırıyordu.

Bize checkpoint girişindeki eliyle “geç” işareti yapmış ancak astsubay “DUR” diye bağırmıştı. Ama biz durmamıştık. İşte babamın suçu buydu. Bu ağır bir suçtu. Dur ihtarına uymayanları vurma emri verilmişti askerlere. Ama astsubayın bilmediği 3 şey vardı:

1. 1970 model bir Anadol’un içinde motor gürültüsü yüzünden değil bir insanın haykırmasını bir silah sesini bile duymak kolay değildi.
2. Babam çocukken geçirdiği bir hastalıktan dolayı zaten iyi duymuyordu.
3. Akşam çok sevdiği kuru fasulyeyi fazla kaçırdığı için yapmış o da pantolonunun kemerini gevşetmişti.

Bütün bunlar rejim için bir tehlike değildi ama babamın (ve ailemizin) başı dertte idi. bir kez daha haykırdı : ”Ellerini arabaya yasla, kıpırdama!”

Askerliğini Aşkale’de yapmıştı babam. Yedek subay olduğu için bıyık bırakmasına müsade edilmişti. Sarı bıyıkları donarmış dışarı çıktığı zaman. Varlık vergisini ödeyemeyen Gayrimüslimlerin gönderildiği toplama kamplarından fazla uzak değildi görev yeri. Onun için “Vur” emri almış bir askerin neler yapabileceğini çok iyi biliyordu.

Babam ellerini arabadan uzaklaştırmadan işaret parmakları ile pantolonunu gösterdi, astsubay başıyla müsade etti. Babam kemerini sıktı. Yeniden istenen pozisyona geçti. aramayı bitirdi. Herkes rahat bir nefes aldı.

Askerin silahı dolu muydu? Silahın emniyeti açık mıydı? babamı vurmaya hazır mıydı? İhtimal. O günlerde “dur” ihtarına uymadığı için vurulan çok oldu.

Kesin olan bir şey vardı: Bir Türk kendi ülkesinde İsrail askerlerinin Filistinlilere yaptığı muameleyi görmüştü. Ama Türk askeri idi. Üniforması, silahı bizim vergilerimizle alınıyordu. Kışlasındaki karavana bizim vergilerimizle doluyordu.

O akşam eve dönene kadar ne annem ne de babam hiç konuşmadılar. Korku? Utanç? Ülkenin geleceğine dair belirsizlik? Bunların hepsi?

Kalbi kin ve nefretle dolu, kan kokusuyla sarhoş olmuş insanlar idamları, darbeleri hasretle anınca gerçekten çok üzülüyorum. Zira 12 Eylül sürecini bizim gibi hafif sıyrıklarla atlatmadı herkes.

12 Eylül Darbesi’ne zemin hazırlayan olaylardan biri 1 mayıs 1977?de Taksim’de yapılan saldırı oldu. 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlamak üzere İstanbul’a gelen yüzbinlerce kişi Taksim Meydanı’nda toplandı. Dönemin DİSK Başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde etraftan silah sesleri duyuldu. Sular İdaresi binasının üstünden açılan ateş sonucu insanlar panik halinde kaçmaya başladı, kısa bir süre içinde Intercontinental Oteli’nin de üst katlarından ateş edildi. 28 kişi izdihamdan ezilerek ya da boğularak, 5 kişi vurularak, 1 kişi de panzer altında kalarak hayatını kaybetti, yaklaşık 130 kişi de yaralandı. 470 kişi gözaltına alındı; ancak hiçbirinin olayla ilgisi kurulamadı.12 Eylül darbesiyle:

* 650.000 kişi gözaltına alındı.
* 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
* Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
* 7 bin kişi için idam cezası istendi.
* 517 kişiye idam cezası verildi.
* Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı.
* İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
* 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
* 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
* 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
* 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
* 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
* 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
* 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
* 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
* 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
* 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
* 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
* Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
* 31 gazeteci cezaevine girdi.
* 300 gazeteci ya uğradı.
* 3 gazeteci silahla öldürüldü.
* Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
* 13 büyük için 303 dava açıldı.
* 39 ton ve dergi imha edildi.
* Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
* 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 14 kişi açlık grevinde öldü.
* 16 kişi kaçarken vuruldu.
* 95 kişi çatışmada öldü.
* 73 kişiye ölüm raporu verildi.
* 43 kişinin intihar ettiği bildirildi.

Mehmet Yılmaz – derindusunce

Benzer Haberler

Yorum Bırakın