Bunca yılı boşa mı geçirmişler?
Başörtüsü ile ilgili tartışmalar ilginç malzemeler sunarak devam ediyor. Bu tartışmalarda açıkça ortaya çıkan veya derinlerde keşfedilmeyi bekleyen veriler çok sayıda film, tiyatro, roman ve hikâye gibi edebi eserlere senaryoluk edebileceği gibi sonraki yıllarda da sayısı azımsanmayacak akademik – entelektüel çalışmaların malzemesi olacaktır.
İfadeyi biraz daha yayarak söylemek gerekirse, başörtüsü tartışmalarında komünistinden liberaline, sosyoloğundan ilahiyatçısına, mizah yazarından şairine kadar herkese yeterince malzeme var.
Benim de bu tartışmalara bugün düşeceğim bu kısacık notun, sonraki yılların derin Türkiye tartışmalarına da katkı sağlayacağını tahmin ediyorum.
Başörtüsü – türban tartışmalarında özellikle devleti - sistemi sahiplenerek konuşanların ortaya koyduklarına baktığım zaman şöyle bir soru sormak zorunda kalıyorum: Osmanlı mirası üzerine kurulmuş Türkiye’yi, sadece laiklikleşme ve batılılaşma çizgisi üzerinde sabitleme gayretinde olanlar bunca yılı boşa geçirmiş, çelik çomak oynamış ve sadece güçlülük üzerinden kervanı yürütmüş olabilirler mi?
Bu, şaşkınlık içeren ciddi bir sorudur.
Başörtüsü ve üniversiteler ile ilgili düzenlemelere karşı çıkanların dediklerine, tezlerine, yazdıklarına bakıldığı zaman başka söylenecek bir cümle kalmıyor.
Çünkü bunlar, ne laikliği, ne batılılaşmayı, ne devletçiliği, ne modernliği, ne demokratlığı ne de Atatürk ilke ve inkılâplarını makul bir şekilde izah edemiyorlar, anlatamıyorlar.
Dolayısıyla bu kavramlar üzerinden geliştirdikleri özgürlük ve inanç söylemleri veya başörtüsü karşıtlıkları da zayıf kalıyor, akılda karşılık bulmuyor, sokakta sağlam yankılanmıyor.
“İslam’da başörtüsü yok”, “Annemde başörtülü idi ama ben türbana karşıyım”, “samimi örtenlere sözüm yok ama bunların niyeti başka”, “hizmet alan taksın ama hizmet veren olmaz”, “iyi ama ya herkes başörtülü olursa”, “çoğunluğun zorbalığı demokrasi değildir”, “türbanla gelene evet dersek mayolu da gelmeye kalkan olur” gibi cümleler sadece kahvede veya otobüs durağında vatandaşın sohbet niyetine sarf ettiği öylesine ifadeler değil ki… Demokrasi de, laiklik de, inkılâplar da işte bu cümleler ile savunuluyor ve bu cümleler ile tesettür karşıtlığı yapılıyor. Kocaman kocaman akademisyenler, siyasetçiler ve yöneticiler kürsülerde, mitinglerde, gazetelerde, televizyonlarda bu cümleler ile konuşuyor.
Başörtüsü karşıtlığı argümanları bu kadar mı zayıf kurgulanır, laiklik bu kadar mı cılız anlatılır veya savunulur?
Tesettür karşıtı olanların sözlerine ve metinlerine sinen bu zayıflığın, karışıklığın ve tahammülsüzlüğün başka ne tür bir gerekçesi olabilir?
Bugünlerde televizyon izledikçe, gazete okudukça ve meclis zabıtlarına göz attıkça hep aklımdan bu soru geçiyor: Bu insanlar bunca yılı boşa mı geçirmişler?
Erol Erdoğan
catisizokul@yahoo.com.tr
Bu haber bir kaç ay önce eklendi ve ne yazık ki yeniden düzenlendi.. 1992 yılından itibaren beş kez hakim tepelerden Aktütün Jandarma Sınır Karakoluna ağır silahlarla saldırılmış, toplam 64 körpeyi şehit vermişiz. Yani beş kez aynı delikten ısırılmışız.
Leave a Reply