Bu örneği de kapatma davasına ekleyiniz…

yazaramesaj@gmail.com

Aşağıda yer vereceğim basın tarihimizden inciler bölümünde sizlere, yapılmayan bir röportaja verilen ‘yılın gazetecilik ödülünden söz edeceğim. Bu olayı hatırlamamıza neden olan hadise ise, AK Parti’nin kapatılması istemiyle açılan davada yer verilen örnekler hiç kuşkusuz…

Tam yazıyı kaleme almak üzere bilgisayar başına oturmuşken, acı ama gerçek bir haber düştü haber7.com’a… Ülkenin içinden geçtiği tuhaf süreci bundan daha iyi anlatan örnek olamazdı diye düşündüm.

Gezi ve incelemelerde bulunmak üzere Alanya’ya giden Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, katıldığı toplantıdaki konuşması sırasında dudaklarından “Allah izin verirse” kelimesi dökülünce, sormadan edememiş, “Bu da laikliği aykırı anlaşılır mı acaba?” diye…

Hatta ciddi bir endişe taşımış olmalı ki, “o maksatla söylemedim” diye de açıklama yapma gereği duymuş, dudaklarına yayılan acı tebessümle.

Sayın Günay’a diyorum ki, “Ne demek öyle anlaşılır mı?”

Savcı Bey’e buradan ihbarda bulunuyorum (!). Bundan daha iyi kanıt olur mu? Eğer dosyaya girerse, bence iddianamede yer alan tüm örneklerden en esaslı olanı bu olur.

Ne demek Allah izin verirse… Allah dilerse demek… Yani, günlük yaşam ve devlete ait işleri Allah’ın izin ve isteğine göre tanzim etmek… Hepsini ben mi söyleyeyim canım… Uydurun kitabına işte… Maksat açıkça ortada… Devletin işini Allah’ın iznine bağlamış Sayın Bakan…

İsmet İnönü çizgisinin bugünkü kalıntısı bürokratlar, sebebi nedir bilinmez, din ve diyanete ait her şeye karşı ciddi bir husumet içindeymiş gibi bir görüntü veriyorlar… Ülkeyi geren asıl problem bu. Hani Demokrat Parti’nin yükselişe geçtiği dönemde, Milli Şef İnönü’ye, arada bir dinden diyanetten söz et de, seçmenin ilgisini çekelim denildiğinde, İsmet Paşa’ya yine bir konuşmasının ardından, “keşke bir şeyler söyleseydiniz” sorusu yöneltilince, “Allahaısmarladık” dedik, daha ne istiyorsunuz cevabı vermiş ya… Ertuğrul Günay’ın yarı şaka yarı ciddi taşıdığı kaygılarını okuyunca, nedense bu tarihi anekdot geldi aklıma…

Neyse şimdi gelelim, bir önceki yazımızda sözünü ettiğimiz ve bugün bahsedeceğimizi belirttiğimiz şu yapılmayan röportaja verilen yılın gazetecilik ödülüne…

Necip Fazıl röportaj vermeyince…

Gazeteci Halit Esendir, 1995 yılında “Medya Dünyası” adıyla yaptığı televizyon programında konuk ettiği tanınmış gazetecilerin hikâyelerini, “Kendi Anlatımlarıyla Babıâli’nin Meşhurları” adlı bir kitapta toplamış. Şu satırlar o kitaptan…

Gazeteci Nail Güreli diyor ki:

“1957′de Büyük Doğu’yu çıkaran Necip Fazıl Kısakürek’in rahmetli Adnan Menderes ile arası açılmıştı. Basına yapılan baskıları ve bazı uygulamalarını eleştirdi. Eğer konuşsa basında iyi haber olacaktı. Fakat Necip Fazıl kimseyle konuşmuyordu. İstihbarat şefi Muammer Kalyan gidip görüşmemizi söyledi. Ben de foto muhabiri Meftun Olgaç’ı yanıma aldım. Necip Fazıl’ın Cağaloğlu’nda bulunan ofisine gittim. Sekreterine kendisiyle görüşmek istediğimizi söyledim. ‘Kabul etmiyor, konuşmayacakmış’ dedi. Bizi gönderdi.

Ben de kapısının önünde foto muhabiri arkadaşla bekledim. 15–20 dakika geçtikten sonra Necip Fazıl dışarı çıktı. Bizi görünce: ‘Kim bunlar?’ dedi. Sekreter, ‘Röportaj yapmak isteyen gazeteciler’ dedi. Necip Fazıl kızarak; ‘Ben sizinle konuşmayacağım demedim mi, neden geldiğinizi ve kimin gönderdiğini biliyorum. Benden lâf alamazsınız. Ben Babıâli’nin en efe adamıyım, kimseden korkmam. Sizinle de konuşmayacağım.’ diyerek resmen bizi kovdu. Röportajı yapamadan gazeteye geldik. Başımızdan geçen olayı şefe anlattık. ‘Hemen otur, başınızdan geçenleri çabuk yaz, gazetede yayımlanacak.’ dedi. Çalakalem yazdık. Gazetede yayımlandı. Enteresandır; 1958′de Gazeteciler Cemiyeti’nin yılın gazeteci ödülünü bu ‘yapılmayan röportaj’ ile aldım. Sadece bir kişiye verilen bir ödüldü bu.”

Şener’in kulakları çınlasın…

Yukarıdaki satırları okuduktan sonra, işte tam bu noktada Sayın Abdüllatif Şener’in kulaklarını çınlatmak istiyorum. Nasıl ki o dönemde Babıâli, Başbakan Adnan Menderes’i ve başında bulunduğu Demokrat Parti’yi yıpratmak için Necip Fazıl’ın o günlerde Menderes’le olan sürtüşmesinden yararlanmaya çalışarak her vesile ile Necip Fazıl’ın söylediklerini veya söylemediklerini gazete sütunlarına taşımak için fırsat kollamışsa, hatta bu tür haberler gözden kaçmasın ve bir vesile ile tekrar dikkat çeksin ve zihinlere kazılsın diye koca koca ödüller vermişlerse, şimdilerde de Sayın Şener’i aynı hesaplarına garnitür yapmaya çalışıyorlar.

Sayın Şener’e medyanın ilgisi ona olan sevgisinden değil, Sayın Erdoğan’a ve AK Parti’ye olan husumetlerinden kaynaklanıyor… Sayın Şener şunu bilsin ki, bu medya Necip Fazıl’ı ne kadar seviyorsa, Sayın Şener’i de o kadar seviyor.

Yalan habere ödül…

Yukarıda sözünü ettiğimiz gazetecilik ödülü, yapılmayan röportaja verilmiş. Ben daha kötüsüne de şahit oldum ve tepkimi dile getirdim. Cumhuriyet gazetesinde yer alan ve manşetten 3 defa tekzip edilen bir habere 1994 yılı nisan ayında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından habercilik dalında Bülent Dikmener Ödülü verildi. Ödül töreninde sıra o kategoriye geldiğinde kürsüye fırladım ve tarihe not düşmek için, gazetecilik mesleğinin onurunu zedeleyen fecaati dile getirdim. Adına ödül konulan Bülent Dikmener’den bahsederek, şimdi mezarda kemikleri sızlıyordur dedim.

Medya bunu ilk defa yapmıyor ki… Nasıl ki yurtdışında ödül alan Türk filmlerinin çoğu Türkiye’yi kötü gösteren filmlerden oluşuyorsa, Türkiye’de dağıtılan ödüllerin büyük bölümü de, bir takım hesaplar içeriyor.

Bizler medyanın ne kadar şerefli olduğunu, kendi aralarındaki ticari rekabetten kaynaklanan kavga günlerinde birbirleri hakkında ortaya attıkları iddialardan ancak anlayabiliyoruz.

Tüm bu örnekleri neden verdiğimize gelince… AK Parti davasıyla ilgili iddianame incelediğinde görülüyor ki, dava dosyasına kanıt olarak konulan gazete kupürleri arasında, daha sonra yalanlanmış, ya da medyaya (kasıtlı veya yanlış anlama nedeniyle) yanlış aksetmiş, ama daha sonra gerçeğin öyle olmadığı anlaşılmış ve tekzip edilmiş dokumanlar da konulmuş. Şunu demek istiyorum, o yalan haberleri gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına taşıyanlarla, daha sonra yalanlanan haberi sanki doğruymuş gibi bu tür davalarda kullananlar birbirinden çok bağımsız odaklar değil diye düşünüyorum.

Ergenekon denilen girift ağın özeti bence bu zaten… Birileri bir yerlerde oturuyorlar ve görev dağılımı yapıyorlar… Sen oraya bombayı koyduracaksın, sen de bunu falancaların üzerine yıkacaksın, sen bunu gazetende manşetlere taşıyacaksın, sizler ekran ekran dolaşıp olayı abartacaksınız, sizler de gazete kupürlerini toparlayıp hukuki bir zemine oturtacaksınız falan… İşte ülkenin 50 yıllık hali pürmelâli… Fazla söze ne gerek…

www.osmanozsoy.com

Benzer başlıklar

Bu haber Pazartesi, Mart 31st, 2008 tarihinde, Siyaset. başlıkları altında yayınlandı.
Yorumlar RSS 2.0
Yorum yazabilir, yada sitenizde izleyebilirsiniz.

Leave a Reply

Reklam

Bağlantılar

Arşiv

Aktütün Baskınında 6 Mehmetçiği şehit eden PKK’lılar tesbit edildi ama neden vurulmadı?

Pkk-aktutun-baskini1Bu haber bir kaç ay önce eklendi ve ne yazık ki yeniden düzenlendi.. 1992 yılından itibaren beş kez hakim tepelerden Aktütün Jandarma Sınır Karakoluna ağır silahlarla saldırılmış, toplam 64 körpeyi şehit vermişiz. Yani beş kez aynı delikten ısırılmışız.
Eğer bu bölgede görev yaptı yada bölgeyi tanıyor isen lütfen yorum bırak. Gerçeklerin açığa çıkmasında bizlere yardımcı ol, unutmaki gerçekler cesaret ister!.

ABD’nin verdiği canlı PKK görüntüleri ilk kez ortaya çıktı. Ama çok vahim bir durum var. PKK’lılar tespit ediliyor ama vurulmuyor.

Dağlıca Baskını’nda insanın içine işleyen benzer hatalar işlenmiş ve sorumlular cezasız kalmıştı.

Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, “PKK’lıları artık BBG evini izler gibi izliyoruz” demişti. Ancak bunun görüntüleri hiç ortaya çıkmamıştı. ABD’nin İnsansız Hava Aracı’ndan gelen görüntüler BBG evi benzetmesinin aynen yaşandığını gösterdi. Ancak ortaya çok vahim bir durum da çıktı. BBG gözetler gibi gözetlenen terörist grup adım adım izlendi ama K. Irak’ı geçip, Aktütün Karakolu’na saldırmalarına müdahale edilmedi. Aktütün Baskınında 6 Mehmetçik şehit olmuştu.

KANALD HABER’İN ORTAYA ÇIKARDIĞI GÖRÜNTÜLERE YAYIN YASAĞI GELDİ
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, Genelkurmay Başkanlığınca basın ve yayın organlarına verilenler dışındaki, ”PKK terör örgütü mensuplarının anlık istihbarat görüntüleri ve Irak’ın kuzeyinde icra edilen harekata ilişkin gizli nitelikteki bilgileri içeren her türlü belge ve dijital kayıtların yayımına ‘yayın yasağı’ konulmasına” karar verdi.

Son Haberler