This option will reset the home page of HaberKlik.Com restoring closed widgets and categories.

Reset HaberKlik.Com homepage

Bin yılın bilgini: Birûni

CEMAL AYDIN

BiruniIstanbul’da eski meşhur Park Otel’in önünde dev cüsseli, fakat oldukça sempatik bir yabancı bana yol sormuştu. Gideceği adrese kadar kendisine refakat ettiğim ve ne yapıp ne ettiğini merak ettiğim bu kişi bir Amerikalıydı, papazdı ve Fransızcayı çok iyi konuşuyordu.

Bir ara Arapça bildiğini de söyledi. Bunun üzerine, damdan düşercesine, biraz da delikanlılığın verdiği pervasızlıkla misyonerlik etmek için mi Arapçayı iyi öğrendiğini sordum. Verdiği cevap hem beni şaşırttı hem de yüzümü kızarttı. “Ben” dedi, “Farsçayı da çok iyi bilirim, fakat bu dilleri dünyamızın gelmiş geçmiş en büyük matematik dâhilerinden biri ve de sizden, yani Türk olan Bîrûnî üzerinde araştırma yapmak için öğrendim.”

O yıllar 70’li yıllardı. Bizler okullarımızda Batı’nın ünlü matematikçi, fizikçi, kimyacı ve diğer bilimcilerini ad ad tanıyor, yapıp ettiklerini yakinen biliyorduk da, bu “matematik dâhimiz” hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmiyorduk. Onun bir “dâhi” olduğunu söyleyen de yoktu. Amerikalı o bilim adamı papazla görüştüğüm günden itibaren Bîrûnî zihnime nakşolup kaldı, matematik dalında bir tahsil yapmadığıma, dolayısıyla da Bîrûnî’yi anlayıp değerlendirmekten yoksun kaldığıma hep hayıflandım.

Bir lise talebesi düşünün, henüz on yedi yaşındadır. Ve o yaşta ilk rasadını yapmakta, ayı, güneşi ve yıldızları gözlemlemektedir. Evet, Bîrûnî 990 yılında on yedi yaşındadır. Güneş üzerinde çalışmaktadır. Gözleri güneşten etkilenmesin diye de rasadını güneşin sudaki yansımalarından gerçekleştirmek zorunda kalır. Yine aynı yaştayken, yarım derecelik bölümlere ayrılmış bir çember kullanarak, memleketi olan Kâs şehrinin boylamından güneşin yüksekliğini ölçer ve bu sonuçtan yola çıkarak şehrin enlemini hesaplar.

Lakabı “bilgi büyücüsü”

Bîrûnî, meşhur Gazneli Sultan Mahmut döneminde yaşamış dev bir âlim. Asıl adı Ebû Reyhân olan bu ünlü Türk bilginine, varoştaki bir mahalleden başkente gelmiş olması sebebiyle -Farsçada dış anlamına gelen “bîrûn” kelimesinden hareketle- “dışarıdan gelen”, “taşralı” anlamlarında El-Bîrûnî adı verilmiş. Kâs şehrinin varoşlarından merkezine gelip yerleşen bir Türk ailesinin oğlu olan Ebû Reyhân’ın çocukluğuna dair hatırladıkları, belli belirsiz birkaç resimden ibaret. Ne babasını tam olarak hatırlayabiliyor ne de annesiyle yaşadıkları, uzun soluklu hatıralar. Babasını, hatırlayamayacağı kadar küçükken kaybetmiş. Annesiyle ilgili olarak hafızasında kalan neredeyse tek hatıra ise çok küçükken satmak üzere birlikte odun topladıkları.

Bu güçlü âlim, daha hayattayken nam salmış, ilim ve irfanını dost ve düşmana kabul ettirmişti. Zamanının Hintli bilginleri kendisine hayran kalmışlar, geniş ve derin bilgisi karşısında şaşkına dönmüşler ve Ebû Reyhân Bîrûnî’ye “sagar”, yani okyanus ve bilgi büyücüsü lâkabını uygun görmüşlerdi. Çağımızın değerli bilim tarihçilerinden George Sarton da, Ibni Sina ve Ibni Heysem gibi çok önemli bilim adamlarının da faaliyet gösterdiği XI. yüzyılın ilk yarısını “Bîrûnî Asrı” olarak adlandırıyor.

Pek çok büyük adam gibi onun da zaman zaman derin sıkıntıları olur. Hatta bir ara hakanlar arası bir husumetten ötürü yaka paça edilip tutuklanır. Bir tür esir kervanına katılır ve bir başka şehre götürülür. O sıra kendisini son derece çökkün ve çaresiz hisseder. Içine düştüğü bu durumu anlatırken “Kaderim, Hz. Nuh ve Hz. Lût’un kaderlerinden bile beterdi…” diye sızlanır. Onu böylesine dertlendiren asıl mesele, kendisinin uzun süre ilimden, araştırmadan uzak kalması ihtimalidir. Ilme olan aşkı ve bağlılığı öylesine ileri derecededir ki, bir ara o tutuklular kervanında yol alırken Kâbil’de verilen kısa bir mola sırasında alelacele elindeki ekipmanı uygun bir mekânda kurar ve şehrin enlemini tespit etmeye koyulur. Hayatta kalıp kalmayacağı, akıbetinin ne olacağı bilinmeyen böylesi tehlikeli bir yolculuk sırasında, böylesi bir tutumu sergilemesi, ondaki ilim heyecanının en büyük delili olsa gerektir. Nihayet Gazneli Sultan Mahmut, bu ünlü bilginin ününü duyar, kendisini esaret zincirlerinden kurtarır, gereken itibarı gösterir ve yakın danışmanlarından biri yapar.

1024 yılında Volga Türklerinin lideri Gazne’ye bir elçilik heyeti gönderir. Bîrûnî bu heyettekilerle Gazneli Sultan Mahmut’un huzurunda iken görüşür ve onlardan ticaret yaptıkları Kuzey Kutup bölgesiyle ilgili bilgiler ister. Heyettekilerden biri, kuzeyin ileri uçlarında güneşin bazen günlerce batmadığını söyleyince, Sultan Mahmut bu sözleri bir sapkınlık olarak görür ve öfkelenir. Fakat Bîrûnî, Sultan’a bunun imkân dâhilinde ve mâkul bir hadise olduğunu söyleyerek kendisini ikna eder ve öfkesini yatıştırır.

Ebû Reyhân el-Bîrûnî, maddelerin yoğunluğunu günümüzdeki modern değerlere oldukça yakın sonuçlarla ölçmüş olan ve döneminin şartları içinde böylesine dakik hesaplamalar yapan üstün bir zekâ idi. Eserlerini Arapça olarak kaleme alan bu dâhi bilgin, anadili Türkçenin yanında Farsça, Sanskritçe, Ibranca ve Süryaniceyi de çok iyi biliyordu. Çağının bütün bilim dallarında, özellikle de astronomi, matematik, kronoloji, fizik, tıp ve tarih konusunda üstattı.

Doymak bilmez bir öğrenme aşkıyla yanıp tutuşan Bîrûnî, pek çok ilmî eser kaleme alır. Kanûnü’l-Mesûdî’yi tamamlayıp takdim ettiğinde, onun bu şaheseri Sultan tarafından derhal bir fil yükü gümüş parayla mükâfatlandırılmak istenir. Ne var ki dünya malında asla gözü olmayan Ebû Reyhân el-Bîrûnî, bu ihsânı uygun bir lisanla geri çevirir. Çünkü bütün zamanını araştırmak, okumak ve yazmakla geçiren Bîrûnî’nin bu dünyada tek arzusu, eserlerini tamamlamasına imkân verecek sağlıklı ve uzun bir ömürdür.

Ölümünden sadece birkaç dakika önce, kendisini hasta yatağında ziyarete gelen arkadaşı Fakîh Ebû’l-Hasan’dan ilmî bir meseleyi kendisine tekrar anlatmasını ister. Arkadaşı anlatır, kendisi de konuyu doğru bir şekilde tekrar eder. Bilgi Büyücüsü, son anlarının bile bir şeyler öğrenmeden geçmesine izin vermemiştir.

Böylesi bir dehamız hakkında ne yazık ki bugün piyasada sadece ve sadece iki kitap var. Åzayet Bîrûnî, Batılı olsaydı, onu anlatan yüz değil, yüzlerce kitap olurdu. Onun hakkında Batı dillerinde, hatta Rusça’da bile sayısız makale ve pek çok da eser bulunuyor. Daha bu yıl Fransa’da Laurent Herz tarafından kaleme alınmış Bîrûnî, Bin Yılının Bir Dâhisi / Al-Biruni, un Génie de l’an mil adıyla yeni bir kitap yayınlandı. Bu yazıdaki bilgileri kendisinden derlediğimiz, değerli araştırmacı, bilim kadını ve yazar Emine Sonnur Özcan’ın, Bilgi Büyücüsü Bîrûnî adlı çalışması son derece ufuk açıcı bir eser. Kitap, bazı resim ve çizimlerle bezenerek rahat okunur bir hâle getirilmiş. Bîrûnî’nin kitaplarından bazı önemli pasajlar da özetlenerek aktarılmış. Böylece Bîrûnî’nin hayatı, yaptıkları ve yazdıkları özlü bir şekilde sunulmuş. Dileriz bu çalışma, o eşsiz bilginimizle ilgili yeni yeni eserlerin hazırlanmasının kapısını aralar.

http://kitapzamani.zaman.com.tr

Yorum Bırakın